AMNİOTİK MEMBRAN İLE YAPILAN YENİ MİKROVASKÜLER ANASTAMOZ MODELİ
Proje no. 57 · Durum: Kapanmış · 2016
Özet
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ciddi travmalar sonrası uzuv kayıpları gelişen tekniklerle azalmaya başlamış ve uzuv kurtarıcı cerrahiler ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu cerrahiler, mikrocerrahi tekniklerin ilerlemesi ile paralel olarak ilerlemiştir. Mikrovasküler anastomoz tekniğinin tanımlanması, mikrocerrahide en kritik cerrahi basamaklarından biri olmuştur. İlk damar anastomoz tanımını yapan Alexis Carrel tarafından ortaya konulan prensipler doğrultusunda ilerleyen mikrocerrahi deneyimi; yeni sütür materyalleri, cihazlar ve ilaçların bulunmasıyla yeni anastomoz yöntemlerinin tanımlanmasına neden olmuştur. Yeni yöntemlerin araştırılmasındaki temel amaçlar anastomoz sonrası damar patensini en yüksek yapan, damarı anatomisine en uygun şekilde iyileştirici, lümende en az trombus oluşturucu, kolay öğrenilebilir, maliyeti ucuz anastomozu sağlayıcı yöntemleri geliştirmektir. Bu amaçla daha önce uygulanmamış bir model olarak amniyotik membran kullanılan anastomoz modeli uygulandı. 11 kontrol ve 11 deney hayvanı olmak üzere toplam 22 adet Wistar-Albino cinsi sıçan kullanıldı. Anestezi altında tek taraflı femoral arterleri kesilerek amniyotik membranın az sayıda dikişle kombine edildiği anastomoz modeli uygulandı. Kontrol grubuna ise konvansiyonel anastomoz tekniği uygulandı. Deney sonunda yapılan modelin damarların patensi ve histolojik yapısına olan etkileri değerlendirildi. Sonuç olarak, tüm anastomozlarda radyolojik ve makroskobik olarak patens saptandı. Hiçbir denekte tromboz veya anevrizma izlenmedi (n=0). Yapılan anjiyografik çalışmada kontrol ve deney gruplarında damar patensinin olduğu gözlendi. Deney grubunun anastomoz süresi istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha kısa sürede tamamlanmıştır. Histolojik çalışmalarda, anti-e-NOS boyama sonucunda deney grubunun endotelinin anlamlı olarak fazla boyandığı saptandı. Uygulanan bu yöntem yeni bir anastomoz modelini tanımlamakta olup, sonuçları ek deneysel çalışmalar için ve kliniğe uygulanım açısından umut vaat edicidir. Ek çalışmalarla bu deneysel tekniğin klinik uygulamaya geçebileceği düşünülmektedir.