Anjiyotensin dönüştürücü enzimlerin (ACE1, ACE2) gen varyantlarının COVID-19 hastalığının ciddiyeti üzerine etkisi: 1 yıllık prospektif çalışma
Proje no. 22525 · Durum: Kapanmış (Yayın bekleniyor) · 2020
Özet
Çin’in Wuhan şehrinde başlayan yeni tip koronavirüs (SARS-CoV-2, COVID-19) salgını, ülkemiz dahil dünyanın bir çok yerinde pandemiye yol açarak milyonlarca insanın enfekte olmasına ve yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olmuştur. COVID-19 hastalığı, bazı kişilerde asemptomatik seyrederken, bazılarında ise ağır pnömoni, çoklu organ yetmezliği ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Enfekte olan bireylerin prognozları arasında bu denli farklılık olması, hastalığın patogenezini anlamak, riskli bireyleri tespit etmek ve etkin tedavi yöntemlerini bulmak amacıyla, sıklıkla araştırılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün COVID-19 kılavuzu’nda ve çeşitli kaynaklarda kronik hastalığı olan ve/veya yaşlı bireylerin COVID-19 açısından yüksek riske sahip olduğu belirtilmekle birlikte, risk faktörü olmayan öncesinde tamamen sağlıklı bireylerde de hastalığın ağır seyredebiliyor olması akla genetik farklılıkları getirmektedir.<br /> Renin- anjiyotensin sistemi (RAS)’nin kardiyovasküler, respiratuar ve renal sistemler üzerinde etkili olduğu bilinmekle birlikte, COVID-19 patogenezinde de kritik role sahiptir. SARS-CoV-2 anjiyotensin dönüştürücü enzim 2’ye (ACE2) tropik bir virüstür ve ‘spike (S) protein’ adı verilen yapıyla nazofaringeal mukoza ve alveolar pnömositlerin hücre membranında bulunan ACE2’ye bağlanır. Bu nedenle ACE2 gen ekspresyonunun, SARS-CoV-2 enfeksiyonuna duyarlılığı etkileyebileceği düşünülmektedir. Ayrıca anjiyotensin dönüştürücü enzim1 (ACE1) ve ACE2 aktivitesi arasındaki denge, solunum yolu hastalıklarının patogenezinde etkili olduğu bilinmekte olup, benzer şekilde COVID-19'un ciddiyetinde de rol oynayabilir. Öncesinde yapılan sınırlı sayıda çalışmada ACE1 ve ACE2 gen varyantlarının hastalığın ciddiyetiyle ilişkili olduğunu bildirilmiştir. Ancak bu çalışmaların çoğu ya kısıtlı sayıda hastayla ve anlamlılık düzeyi düşük, ya da varsayımsal bilgilere dayanmaktadır. Konuyla ilgili daha çok hastayla yapılacak, kontrollü, klinik çalışmalar COVID-19 patogenezinin anlaşılmasına ve risk grubunun belirlenmesine ciddi katkı sağlayacaktır.