Triple Negatif Meme Karsinomlarında PDL1 Ekspresyonunun ve Tümörü İnfiltre Eden Lenfosit Yoğunluğunun Prognoz Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi
Proje no. 22428 · Durum: Kapanmış (Yayın bekleniyor) · 2021
Özet
Meme karsinomları tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen malignitelerden birini oluşturmaktadır. Hormon reseptörlerine yönelik endokrin tedavi ve Human Epidermal Growth Factor Receptor 2’ye yönelik hedef tedaviler ile bu malignitelerde sağkalım üzerine başarılı sonuçlar elde edilmiş olmakla birlikte, immünhistokimyasal olarak triple negatif fenotipe sahip tümörler için henüz standartlaşmış bir hedefe yönelik tedavi bulunmamaktadır. Tüm meme karsinomlarının yaklaşık %20’sini oluşturan bu grup diğerlerine göre belirgin kötü prognozla ilerlemektedir. Melanomlarda yüz güldürücü sonuçlar alınmasıyla birlikte başlayan immünoterapi seçeneği pek çok solid tümörde denenmiş ve başarılı sonuçlar alınmıştır. İmmünoterapide asıl amaç tümörü tanıması farklı mekanizmalarla inhibe olmuş immün hücrelere bu yeteneği geri kazandırmaktır. PD-1 (Programmed Cell Death 1) ve ligandı olan PD-L1 (Programmed Cell Death Ligand 1) immün sistemin baskılanmasını sağlayan mekanizmalardan birini oluşturmaktadır. Sağlıklı dokuda PD-1 ve PD-L1 immün sistemin aşırı aktivasyonu nedeniyle konağa zararını engellemekteyken, pek çok malignitede gösterilen artmış seviyelerinin tümörlerin de bu mekanizma ile immün sistemden kaçabildiğini göstermiştir. PD-1 ve PD-L1 blokajına yönelik tedavilerden fayda görecek hasta popülasyonunu seçmek için ise tümörlerdeki PD-1 ve PD-L1 ekspresyonunun değerlendirilmesi ile belirlenebileceği düşünülmektedir. Tümör infiltre lenfositler terimi tümör mikroçevresindeki mononükleer hücreleri temsil etmektedir. Malignitelerin büyük kısmında iyi prognostik bir belirteç olduğu gösterilmiştir. Meme karsinomlarında da tümör infiltre lenfosit oranının belirlenmesine yönelik konsensüs oluşturulmuş ve bu konuda öneriler yapılmıştır. Yakın gelecekte bu oranı patoloji raporlarında belirtmek bir zorunluluk haline gelecek gibi görünmektedir. Çalışmamıza 2011 ve 2017 yılları arasında immünhistokimyasal olarak triple negatif fenotip sergileyen 104 olgu dahil edilmiştir. PD-L1 ve tümör infiltre lenfosit oranını değerlendirdiğimiz olgularda bu parametrelerin klinikopatolojik bulgulara ve sağkalıma etkisini araştırdık. Ortalama takip süremiz 61,5±31,51 aydı. PD-L1 ekspresyonu ile p53 oranının pozitif bir ilişkide olduğu saptandı (p=0,001). PD-L1 değerlendirmesinde yeni bir pencere olarak ?%1 PD-L1 ekspresyonuna sahip tümörlerdeki intraepitelyal PD-L1 pozitif boyanan immün hücrelerin varlığı not edildi. Tümör infiltre lenfositler ile klinikopatolojik bulgular arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamakla birlikte tümör infiltre lenfosit oranındaki artış ile PD-L1 ekspresyonu arasında pozitif bir korelasyon izlendi (p=0,001). Sağkalım verilerine bakıldığında PD-L1 ekspresyonunun varlığının bu yönde istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermemesiyle birlikte PD-L1 pozitif olgularda intraepitelyal PD-L1 pozitif tümör infiltre immün hücrelerin bulunmasının genel sağkalım süresini arttırdığını saptadık (p=0,006). Tümör infiltre lenfosit oranının artışı ile ise hem genel hem de uzak metastazsız sağkalıma pozitif bir etki yaratmaktaydı (p=0,040 ve p=0,006). Buna göre intraepitelyal PD-L1 pozitif tümör infiltre immün hücresi bulunmayan olgularda ölüm riski bulunanlara göre 5,18 kat (p=0,013) artmış bulundu. Tümör infiltre lenfosit oranı ?%10 olanlarda >%40 olanlara göre ölüm riski 5,40 kat (p=0,024); uzak metastaz riski 11,95 kat artmış olarak hesaplandı. Çalışmamızda tümör infiltre lenfosit oranının prognozu daha kötü olan triple negatif meme karsinomlarında sağkalım üzerine istatistiksel olarak anlamlı fark yarattığı sonucuna ulaşılmıştır. PD-L1 pozitifliği (?%1) sağkalım sürelerini uzatsa da bu fark istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, PD-L1 pozitif olgularda intraepitelyal PD-L1 pozitif tümör infiltre immün hücrelerin bulunması istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde sağkalımı uzatmıştır. Tümör infiltre lenfosit oranının değerli prognostik bilgi vermesi sebebiyle patoloji raporlarında yer alması gerektiğine inanıyoruz. İntratümöral PD-L1 pozitif immün hücrelerin varlığının prognoz üzerine etkisinin aydınlatılması için ise daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.