TEK VE ÇİFT AŞAMALI UNİVERSAL ADEZİVLERİN FİLM KALINLIKLARININ DENTİNE BAĞLANMA DİRENCİNE ETKİSİ
Proje no. 32785 · Durum: Kapanmış · 2025
Özet
<p>Tek ve çift aşamalı farklı tipteki üniversal adeziv sistemlerin tek kat ve iki kat olarak dentin yüzeyine uygulanması ve film kalınlıklarının bağlanmaya etkisinin araştırılması planlanmaktadır. Bunun için 40 adet çürüksüz insan 3.molar dişi toplanarak tüberkül yüksekliğine kadar akışkan bir kompozit rezinle doldurulup düz yüzeyler elde edilecektir. Dişlere sınıf I kaviteler açılarak yarısına tek aşamalı, diğer yarısına çift aşamalı üniversal adeziv sistem uygulanacaktır. Sonrasında her grup kendi içerisinde iki alt gruba ayrılarak grupların yarısına tek kat, diğer yarısına çift kat adeziv uygulanıp polimerize edilecek ve sonrasında bir kompozit rezin ile düz olarak restore edilip etüvde 37°C’de bir hafta saklanacaktır. Dişlerden elmas separe yardımıyla 1x1 mm genişliğinde ve 10 mm uzunluğunda kesilen çubukların kompozit rezin -diş arayüzündeki adeziv film kalınlıkları x125 büyütmede stereomikroskop (Wetzlar, Almanya) ile ölçülecektir. Sonrasında her dişten elde edilen 2 örnek çubuktan biri hemen micro-tensile bağlantı dayanım testine, diğeri ise 100.000 termal döngü yaşlandırma testinden sonra bağlantı dayanım testine (Schimadzu AGS-J, Japonya) tabi tutulacaktır. Kopan çubuklar stereomikroskopla kopma tiplerinin belirlenmesi için incelenecektir. Elde edilen veriler istatistiksel olarak Kruskal-Wallis (film kalınlığı) ve Mann-Whitney (micro-tensile bağlantı dayanımı) testleri ile değerlendirilecektir (p<0.05). </p><p>Elde edeceğimiz sonuçlara göre, tek aşamalı adeziv sistemlerin çift kat uygulanması ve çift aşamalı sistemlerin tek kat uygulanmasının en yüksek dentine bağlanma dayanımını göstereceği ön görülmektedir.</p><p>Literatürde; dentine bağlanma direncinde rol oynayan faktörlerin ayrı ayrı değerlendirildiği görülmüştür. Ancak bir restorasyonun dayanıklılığı, faktörlerin birbirleri ile etkileşimlerinin sonuçlarına bağlıdır. Bizim projemiz bu faktörleri beraber test ederek daha gerçekçi bir yaklaşımla bu konudaki bilimsel eksikliği giderecek ve klinisyenleri uygun protokol seçimi konusunda aydınlatacaktır.</p>