İPEK PROTEİNİ MİKROPARTİKÜLLERİ YÜKLÜ HİDROJEL FORMÜLASYONUN GELİŞTİRİLMESİ ve IN VITRO DEĞERLENDİRİLMESİ
Proje no. 29728 · Durum: Kapanmış (Yayın bekleniyor) · 2023
Özet
<p>Su, derinin esneklik ve bütünlüğünün korunmasında rol oynayan en önemli faktördür. Derinin su içeriği yaklaşık %80'dir. Derinin normal görünümünü koruyabilmesi ve fonksiyonlarını gerçekleştirebilmesi için Stratum corneum'un su içeriğinin korunması önemlidir. Derinin suyunu kaybetmesi ile oluşan cilt kuruluğu Stratum corneum'daki su içeriğinin azalmasının sonucudur. Suyun yüzeyden buharlaşması ile gerçekleşen kayıp Stratum corneum'da yeniden yapılanmayı zayıflatır. Bu durum korneositlerin anormal dökülmesine ve buna bağlı olarak beyazımsı pullanmaya neden olur. (Gönüllü, 2016) Stratum corneumun su içeriğinin yaklaşık %10'un altına düşmesi ile deri esnekliğini yitirir, transepidermal su kaybı artar. Önlenmezse hızla ilerleyen bu durumun kaçınılmaz sonucu ile cilt kuruluğu süreci yaşanır. Cilt kuruluğu sürecinde serbest duruma gelen inflamatuvar medyatörler keratinositlerin aşırı çoğalmasına neden olur. Bu durumda Stratum corneum'un suyu görünür şekilde azalır, ayrıca doğal nemlendirici faktör düzeyi ve enzim etkinliği azalarak lipit yapısının değişmesine yol açar. Kötü görünümlü olan derinin sertlik ve esnekliğine bağlı olarak çatlak oluşur ve deri bütünlüğü bozulur. Bu aşamada hasar gören engelin onarımı ve deriyi canlandırmak güçleşir ve duyarlılık artar. Deforme olmuş deri bakteriyel ve fungal enfeksiyonlara daha yatkındır. Kaşıntının yanı sıra enflamasyon ve dermatit (egzema) gibi bazı deri rahatsızlıkları ortaya çıkabilir. (Gönüllü, 2016) Yaşlanma süreci de fizyolojik olaylarla birleştiğinde derinin nemini koruma yeteneğini kaybettiği ve suyun önemli miktarının kaybolduğu süreçtir. Bu amaçla hümektan, oklüzif, emoliyan etkili nemlendirici preparatlar piyasada oldukça yaygın olarak bulunmaktadır. Ancak doğal kaynakların tükenmesi, piyasadaki bazı mevcut içeriklerin zararlı etkilerinin tespit edilmesi, zararlı içeriklerin doğada yok olmaması ve doğal yaşam alanlarında birikmesi gibi sebeplerden dolayı kozmetik endüstrisi, uygun içerik maddelerinin bulunmasına yönelik kapsamlı araştırmaların yapılmasına yeni sürdürülebilir ürünler tasarlamak ve geliştirmeye için yadsınamaz bir ihtiyaç duymaktadır. Bazı geleneksel bileşenlerin daha çevre dostu profillere sahip yenileriyle değiştirilmesini gerektirir. Doğal bir protein olan ipek proteinin insan derisiyle biyouyumlu olması, biyobozunur olması, toksik olmaması, güvenli bir aktif madde olması onu günümüzün en çok aranan fonksiyonel kozmetik hammaddelerinden biri haline getirmiştir. İpek proteinin doğal nemlendirici faktör ile yapısal benzerlik gösterir, tirozinkinazı inhibe eder. Bu sayede transepidermal su kaybını azaltır, cilt hidrasyonunu artırır, cilt elastikiyetini artırır. Bu şekilde de kırışıklık ve yaşlanma önleyici etki gösterir. UV radyasyonundan korur. Antibakteriyel etki gösterir. İpek proteinin bu avantajlarının yanında sahip olduğu kötü koku, protein yapısından kaynaklı düşük stabilite ve düşük çözünürlük problemi vardır. Aynı zamanda hazırlanan formülasyonun cilt üzerinde kalma ve buna bağlı olarak da etki süresinin arttırılması için çalışmamızda ipek proteini mikropartiküllerinin hazırlanması planlanmıştır. İpek protein mikropartikülleri, çevre dostu, biyouyumlu, biyobozunur, non-toksik, güvenilir ve yüksek stabilite özellikleri ile bilinen kitosan polimeri ile hazırlanacaktır. Daha sonra, hazırlanan mikropartiküler sistem hidrojel formülasyonu içinde dağıtılarak formülasyona son şekli verilecektir. Bu çalışma kapsamında; ipek proteini mikropartikül yüklü hidrojel formülasyonun geliştirilmesi ve <em>in vitro</em> değerlendirilmesi yapılarak ipek proteininin kozmetik içerik maddesi olarak kullanımı ve yeni taşıma sistemlerinin kozmetik ürünlerdeki kullanım potansiyeli hakkında güncel ve yeni bir bakış açısı sağlamayı amaçlamaktadır.</p>