PRİMER DİFFÜZ BÜYÜK B HÜCRELİ LENFOMA OLGULARINDA PD1 PD-L1 EKSPRESYONUNUN, TÜMÖR MİKROÇEVRESİNİN VE PROGNOSTİK ÖZELLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Proje no. 20625 · Durum: Kapanmış (Yayın bekleniyor) · 2019
Özet
Diffüz büyük B hücreli lenfoma (DBBHL), Dünya Sağlık Örgütü sınıflamasında matür B hücreli neoplaziler grubunda yer almaktadır. Standart kemoterapi rejimleri ile 5 yıllık sağkalım oranları %60-70’e ulaşmaktadır. Non-Hodgkin lenfoma olgularında aynı tedavi uygulanan hastalar arasında prognoz, oldukça değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle hem prognozu öngörmede, hem de hedefe yönelik tedaviler açısından biyobelirteçlere ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmamızda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı’nda, 2009-2016 yılları arasındaki arşiv kayıtları değerlendirilerek, “DBBHL (NOS)” tanısı almış, parafin blok ve preperatlarına ulaşılabilen 163 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların tamamı arşivimizde bulunan CD3, CD20, BCL-2, BCL-6, MUM1, CD10, MYC, Ki67 immunhistokimyasal belirteçlerine ait preperatları ve EBER-CISH yöntemi ile EBV enfeksiyonunun varlığı açısından yeniden değerlendirildi. Tümörde ve mikroçevresinde ekspresyonlarını değerlendirmek için immunhistokimyasal yöntemle PD-L1,PD-1,FOXP3,CD4,CD8,CD68 ve CD163 incelemeleri uygulandı. Olguların medyan yaşı 62 olup tanı yaşı aralıkları 13 ile 92 yaş arasında değişmektedir. Olguların 83’ü (%50,9) kadın, 80’i (%49,1) erkekti. Olguların medyan izlem süresi 81 ay (min-maks: 1-143 ay) olarak belirlendi. Çalışmaya dahil edilen 163 olgunun 40’ının (%24,5) öldüğü, 29’unda (%17,8) hastalık progresyonu olduğu belirlendi. Olguların genel sağkalım medyan değeri 115,7±4,2 ay; progresyonsuz sağkalım medyan değeri 103,8±3,4 ay olarak saptandı. Olguların bir yıllık genel sağkalım oranı %92,4; üç yıllık %84,6 ve beş yıllık %80 olarak hesaplandı. Olguların bir yıllık progresyonsuz sağkalım oranı %87,3; üç yıllık %77 ve beş yıllık %73,1 olarak hesaplandı. Tanı yaşının artışının, genel sağkalım açısından 1,066 kat artmış riske sahip olduğu bulundu (p<0,001), progresyonsuz sağkalım açısından ise 1,036 kat artmış riske sahip olduğu belirlendi (p=0,034). Hans algoritmasına göre olguların 101'i (%62) non-GCB/ABC, 62'si(%38) GCB fenotipinde değerlendirildi. Çalışmamızda prognostik farklılıkların öngörülmesinde, immunmodülatör tedavilere uygun hastaların belirlenmesinde önemli olan tümör mikroçevresini ve tümörde PD-1/PD-L1 ekspresyonunu değerlendirdik. Tümör hücrelerinde ve mikroçevresinde PD-1/PD-L1 ekspresyonu ya da mikroçevresiyi değerlendirmek için yaptığımız FOXP3,CD4,CD8,CD68 ve CD163 ile sağkalım analizinde anlamlı ilişki saptamadık. Prognostik öneme sahip olan Hans algoritması, kemik iliği tutulumu, serum LDH düzeyi, Ki67 proliferasyon indeksi gibi parametreler ile tümör hücrelerine ya da mikroçevresine ait immunhistokimyasal özelliklere dair analizlerde istatistiksel anlamlı sonuçlar saptadık. Tümörde PD-L1 ekspresyonu saptanan hastaların %73,2’si Hans algoritmasına göre daha kötü prognostik olduğu bilinen ABC alt grubunda yer almaktaydı. Ayrıca tümörde PD-L1 ekspresyonu bulunan olgularda, prognostik olarak değerlendirilebilecek bir başka parametre olan Ki67 proliferasyon indeksi de anlamlı olarak daha yüksekti. İmmun kontrol noktası inhibitörlerinin hedefi olan PD-1, az sayıda olguda tümörde pozitif saptanmış olmakla birlikte, boyanma oranının artışı ile progresyon oranı açısından 0,359 kat artan riske sahip olduğu belirlendi (p<0,001). PD-L1’in mikroçevrede pozitif saptandığı olgular ise anlamlı olarak daha sıklıkla GCB altgrubundaydı. DBBHL olgularında neoplastik hücrede PD-L1 ekspresyonu ile sağkalım analizleri arasında ilişki saptanmamış olmakla birlikte Ki67 proliferasyon indeksi ve ABC tipi ilişkisi nedeniyle tümörde PD-L1 ekspresyonunun kötü prognozla ilişkili olabileceği düşünülebilir. Tümör mikroçevresinin ve tümör ile etkileşimlerinin detaylı olarak ortaya konması, yeni tedavi açılımlarının belirlenmesi, yeni terapötik ajanların geliştirilmesi için ışık tutacaktır. Tümör,tümör mikroçevresi ve prognostik özellikler ile ilişkisinin net olarak ortaya konması için geniş olgu serilerinde yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.