Kesitsel Çalışma; Üçlü negatif meme kanserinde androjen reseptörünün prevelansı ve prognostik önemi

Proje no. 20123 · Durum: Kapanmış (Yayın bekleniyor) · 2018

Özet

GİRİŞ: Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen, aynı zamanda akciğer kanserinden sonra ikinci en sık ölüme neden olan kanser türüdür. Malign meme tümörlerinin sınıflaması geleneksel olarak histolojik görünümüne göre yapılmaktayken, günümüzde moleküler özelliklerine göre alt tiplere ayrılmıştır. Östrojen reseptörü (ER), progesteron reseptörü (PR) ve İnsan epidermal büyüme faktörü reseptörü (HER-2) ekspresyonu olmadığı için üçlü negatif olarak adlandırılan grup, tüm meme kanserlerinin %10-20’sini oluşturmaktadır. Üçlü negatif meme kanseri (ÜNMK) diğer meme kanseri tiplerine göre daha agresif seyir gösterir, yüksek nüks oranı ve kısa sağkalım süresi bu grupta belirgindir. ÜNMK’da hedefe yönelik bir tedavi seçeneği mevcut değildir, bu nedenle günümüzde sadece kemoterapi ile tedavi edilebilmektedir. ÜNMK hastalarında ER ve PR bulunmadığından özellikle bu grupta AR pozitifliği prognoz ve tedavi seçeneği açısından önemli olabilir. ER ve PR’ nin meme kanserinde prognostik ve prediktif rolü iyi bilinmesine rağmen, gerek normal meme dokusu gerek primer tümörlerde sıkça eksprese edilen AR’nin prognostik değeri henüz tam olarak anlaşılamamıştır. METOD: Çalışmamıza 2005-2017 yılları arasında patolojik olarak üçlü negatif meme kanseri tanısı alarak, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde takip ve tedavisi yapılmış 18 yaşından büyük,tanı anında metastatik olmayan, ÜNMK hastaları alındı. Olguların tümünde androjen reseptör (AR) ekspresyonunun prevelansı,ki67 proliferasyon indeksleri, histolojik tipleri, nükleer ve histolojik dereceleri,nüks gelişimi, izlemde metastaz olup olmadığı, metastaz var ise yeri ve sağkalım analizlerine göre karşılaştırmalı değerlendirmesi yapıldı. BULGULAR: Çalışmamıza 100 ÜNMK olgusu alındı. Hastaların yaşları 51.45 ± 11.39 arasında, beden kitle indeksleri (BMI) 28.55 ± 5.66 arasında dağılmakta idi. En düşük yaş 18, en büyük yaş 75 iken minimum BMI 16.40, maksimum BMI 54.20 olarak bulundu. Hastaların %84’ünde aile öyküsü yok iken %11’inde aile öyküsü olduğu gözlendi. Tümör çapları ise 3.05 ± 1.74 mm arasında dağılmakta idi. Hastaların %60’ında (60 hasta) lenf nodu tutulumu yok iken %40’ında (40 hasta) lenf nodu tutulumu olduğu görüldü. Çalışılan AR ekspresyonu ise hastaların 36’sında (%36) saptanırken, 64 (%64) olguda ekspresyon izlenmedi. Olgularımızın %33,3 sı (n=12) AR ile güçlü pozitiflik; %66,6 (n=24) zayıf-orta kuvvette pozitiflik gösterirdi. Hastaların 4 tanesinin histolojik tipi apokrin iken bunların tamamının kuvvetli AR eksprese ettiği görüldü. Lenf nodu negatif olan ve AR+ olan 21 hastanın 2’sinde(%9,5), lenf nodu negatif olan ve AR- olan 39 hastanın 12’sinde (%30) nüks geliştiği saptanmıştır. AR+ olan 36 hastanın 10’u (%27,7), AR- olan 64 hastanın 24’ü(%37,5) izlem sırasında kaybedilmiştir. Bizim çalışmamızda genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım ile AR durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmasa da AR pozitif grupta hem hastalıksız sağkalımın önemli ölçüde uzun olduğu gözlenmiştir, ayrıca istatiksel olarak anlamlı bulunmasa da erken evre üçlü negatif meme kanseri olgularında AR pozitifliği daha iyi prognoz ve daha az nüks ile ilişkili olduğu gözlenirken, lokal ileri hastalarda AR pozitif/negatif grup arasında fark saptanamamıştır. SONUÇ: Çalışmamızda ÜNMK olgularında AR ekspresyonunun klinikopatolojik parametrelerle ve sağkalımla istatistiksel anlamlı ilişkisi bulunmasa da, bu konuda daha geniş ölçekli çalışma serilerine ihtiyaç duyulduğu görüldü. Ayrıca %36’lık ekspresyon oranı ile ÜNMK grubunda AR’nin rutin histopatolojik incelemeye dahil edilmesi ile gelecekte AR hedefleyen tedavilerin umut ışığı olabileceği düşünüldü.

Detay görüntüle