DE NOVO VE TRANSFORME DİFFÜZ BÜYÜK B HÜCRELİ LENFOMALARDA PD-1 VE PD-L1 EKSPRESYONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Proje no. 186 · Durum: Kapanmış · 2018

Özet

Diffüz büyük B hücreli lenfoma (DBBHL), non-Hodgkin lenfomaların %25-35’ini oluşturan matür B hücreli neoplazi olup, 5 yıllık genel sağkalım oranı %65’tir. DBBHL gelişimi de novo ya da düşük dereceli bir B hücreli neoplazinin transformasyonu ile gerçekleşir. Bu iki yolak arasında farklı mekanizmalar yer almakta olup transforme DBBHL’ların birçoğunun prognozu de novo DBBHL’ya göre daha kötü seyretmektedir. Programmed death receptor (PD-1) ve programmed death ligand (PD-L1) immün sistem regülasyonunda etkili fizyolojik moleküllerdir. Bu moleküller birçok solid tümör ve hematolenfoid malignitede gösterilmiş olup, tümör hücrelerinin immün sistemden kaçışında etkili olmaktadır. Son yıllarda özellikle solid tümörlerde ve mikroçevresinde oldukça önem kazanan PD-1 ve PD-L1 molekülleri immünoterapide de önemli hedef haline gelmiştir. Bu çalışmada 2000-2016 yılları arasında düşük dereceli B hücreli lenfomadan transforme DBBHL tanısı almış 57 olgu; 2010-2016 yılları arasında ilk kez de novo DBBHL tanısı almış 58 olguda immünhistokimyasal yöntem ile PD-1, PD-L1 belirteçlerinin tümör hücreleri ve mikroçevresinde immünekspresyon düzeyleri, morfolojik, diğer immünhistokimyasal parametreler ile ilişkileri ve bu bulguların birbirleriyle korelasyonu araştırılmıştır. Çalışmada yaş ortalaması ve cinsiyet dağılımı (erkek:kadın oranı) transforme grupta 61,8 ve 0,7; de novo grupta 59,5 ve 0,8 olup, iki grup benzer dağılıma sahiptir. Evreleme kemik iliği biyopsilerinde tutulum oranları transforme grupta %35, de novo grupta ise %13,5 bulunmuştur. Hans algoritmasına göre transforme grupta olguların 29’u (%50,9) GCB, 28’i (%49,1) non-GCB/ABC; de novo grupta ise 24’ü (%41,4) GCB, 34’ü (%58,6) non-GCB/ABC alt tiplerinde saptanmıştır. PD-1 tümör infiltre lenfosit ve tümör pozitifliği sırasıyla transforme grupta olguların 56’sında (%98,2) ve 20’sinde (%35,1); de novo grupta 49’unda (%84,5) ve 14’ünde (%24,1) saptanmıştır. PD-L1 mikroçevre ve tümör pozitifliği sırasıyla transforme grupta olguların 46’sında (%80,7) ve 10’unda (%17,5); de novo grupta 57’sinde (%98,3) ve 11’inde (%19) saptanmıştır. Transforme grupta PD-1 pozitif tümör hücrelerine sahip olguların sekizinde (%40) kronik lenfositik lösemi/küçük lenfositik lenfoma (KLL/SLL); PD-L1 pozitif tümör hücrelerine sahip olguların beşinde (%50) marjinal zon lenfoma öyküsü bulunmaktaydı. PD-1 tümörü infiltre eden lenfosit pozitif olgu sayısı de novo grupta daha yüksek olup, istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. PD-1 ve PD-L1 ekspresyonları birbirleriyle kıyaslandığında transforme ve de novo grupta PD-1 pozitif tümörü infiltre eden lenfosit düzeyi ile mikroçevrenin PD-L1 pozitiflik düzeyi arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. PD-1, PD-L1’in tümör mikroçevresi ve tümör hücrelerindeki ekspresyon düzeyleri ile genel sağkalım arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çalışmamızda iki farklı patogenetik yolağa sahip olgu grubunda tümör hücrelerinde PD-1 ve PD-L1 ekspresyon düzeyleri arasında fark saptanmamıştır. Her iki olgu grubunda da PD-1’in tümörü infiltre eden lenfositlerdeki pozitifliği ile PD-L1’in tümör mikroçevresindeki pozitifliği arasında korelasyon anlamlı bulunmuştur. Bu da PD-1 ve PD-L1’in fizyolojik etkileşimlerinin yanında tümör mikroçevresinde de etkili olan moleküller olduğunu göstermektedir. Tedaviye solid tümörlerde ve Hodgkin lenfomalarda büyük katkı sağlayan PD-1 ve PD-L1’i hedefleyen ajanların diğer hematolenfoid malignitelerin tedavisinde de kullanımı için hasta seçim kriterlerinin belirlenmesinde PD-1 ve PD-L1 ekspresyonunun değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Çalışmamız sonucunda gerek de novo, gerekse transforme DBBHL olgularında PD-1 ve PD-L1’i hedefleyen tedavi seçeneğinin göz önünde bulundurulması amacıyla, ilk aşamada immünhistokimyasal yöntem ile değerlendirmenin uygun maliyetli bir tarama yöntemi olarak kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Detay görüntüle