Üçlü Negatif Meme Kanseri Konvansiyonel Tedavisinde Epigenetik Ajan ile Adjuvan İmmunoterapi Kombine Kullanımının Etkinliğinin Araştırılması
Proje no. 24010 · Durum: Kapanmış (Yayın bekleniyor) · 2023
Özet
<p>Solid tümörler arasında yer alan meme kanseri vakalarının %20’sini oluşturan Üçlü negatif meme kanseri (TNBC), östrojen ve progesteron hormon reseptörlerini, insan Epidermal Büyüme Faktörü Reseptörü-2’nü (HER2/neu) eksprese etmeyen, heterojen, metastaz oranı yüksek, prognozu kötü ve tedaviye en fazla direnç gösteren meme kanseri tipidir.Kemoterapi birincil tedavi seçeneği olup yüksek tümör heterojenliği ve mutasyon yükü nedeniyle tedavi direnci ile karşılaşılmaktadır. Vücuttaki malign hücrelerin sayıca artmasını etkileyen mekanizmalardan biri bağışıklık kontrol noktası (IC) aktivasyonuyla immun aracılı hücresel hasarın bloke edilerek malign hücrelerin immun gözetimden kaçabilmelerini sağlayan mekanizmalardır. Programlı ölüm ligandı-1 (PD-L1), T hücreleri üzerinde bulunan PD-1 reseptörüne bağlanarak sitotoksik T hücrelerinin proliferasyonunu ve fonksiyonunu inhibe eder. IC inhibitörleri (ICi), bozulmuş anti-tümör immün yanıtlarını aktive ederek T hücrelerinin fonksiyonlarını geri kazanmasına, tümör sitolizisinin artmasına ve metastazın azaltılmasına neden olur. ICi’leri, çeşitli solid tümörlerde ve hematolojik malignitelerde sağ kalımı artırmış olsa da hastaların tümü immunoterapiye olumlu cevap vermemektedir. Neoantijenlerin ekpresyon kaybına yol açan mekanizmalar, antijen sunumundaki defektler, onkogen ve tümör supresör genlerdeki defektler sonucu onkojenik sinyal yolaklarının immun hücre kompozisyonunu ve sitokin profilini değiştirerek tümör mikro çevresini etkilemesi sonucunda tümörler, IC inhibisyon tedavisine dirençli hale gelebilmektedir. TNBC’de, yüksek tümör mutasyon yükü nedeniyle, PD-L1 pozitif olan tümörlerde immunoterapiye daha iyi yanıt verdiği ve progresyonsuz sağ kalım süresini uzattığı gösterilmiştir. </p><p>ICi Atezolizumab, PD-L1'e bağlanarak, PD-1 ile etkileşimini bloke eder ve kanser hücrelerinin immun gözetimden kaçmalarını önleyerek antitümör immun yanıtları indüklemektedir. Nab-paklitaksel (Abraxane) ise, albümin bağlı paklitaksel nanopartüküllerinden oluşan bir formülasyondur. Nab-paklitaksel’in, APC olgunlaşmasını ve sitokin ekpresyonunu artırarak antijen sunumunu artırdığı, MDSC ve Treg hücrelerinin immünosupresyonunu bloke ettiği, tümör hücrelerinin apoptozunu sağlamak için sitotoksik T hücrelerinin tümör mikroçevresine infiltrasyonuna yardımcı olmaktadır. Nab-paklitakselin immunomodülatör özellikleri nedeniyle ICi’leriyle kombine olarak kullanılması antitümör etkiyi artırmakla birlikte yine de TNBC tedavisinde yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, ilaç direnç mekanizmalarının ve immunosupresif tümör mikroçevresi gibi tedavileri sınırlayıcı faktörlerin üstesinden gelinmesi gerekmektedir. Epigenetik ajanlar kanser hücrelerinde apoptoz ve hücre döngüsü durmasına neden olması, ayrıca immunomodülatör özelliklerinden dolayı preklinik ve klinik denemelerde kanser tedavisinde potansiyel terapötik ajanlar olarak kullanılmaktadır. </p><p>Histon deasetilazlar (HDAC), histonların deasetillenmesi yoluyla kromatin yapısının yeniden düzenlenmesini, gen transkripsiyonunu baskılanmasını, oksidatif stres mekanizmasında görevli proteinlerin ekspresyonlarını azaltarak DNA hasarını indüklenmesini, EMT’yi düzenlenmesini ve proapoptotik gen ekspresyonlarını arttırırken; anti-apoptotik gen ekspresyonlarını düşürmesi ile apoptoz mekanizmalarını etkilemektedir. HDAC 1,6 ve 8 genleri, meme kanseri hücrelerinin invazyonu ve progresyonunda rol oynamaktadır. HDAC 8, TNBC hücrelerinde yüksek oranda eksprese edildiğinden, TNBC’de tümör boyutu, lenfatik invazyon, tümör derecesi ve perinöral invazyon ile HDAC 8 aşırı ekspresyonu arasında anlamlı ilişki olduğu belirtilmiştir. </p><p>Literatürde, HDAC inhibitörü Droxinostat’ın prostat kanseri PPC-1 hücreleri ve MCF-7 meme kanseri hücrelerinde c-flip ekspresyonunu baskılayarak FAS ve TRAIL reseptörlerine duyarlı hale getirerek apoptozu indüklediği gösterilmişken, TNBC hücrelerini ne derecede ve nasıl etkilediği bilinmemektedir. HDAC 1,6 ve 8’in meme kanseri hücrelerinin invazyonu ve progresyonunda rol oynadığı belirtilmiş olmakla birlikte HDAC 3,6,8 inhibitörü Droxinostat’ın bu hücrelerdeki etkileri de bilinmemektedir. HDAC inhibisyonunun, MDSC’lerin tümör dokusuna geçişini azaltmasına, aynı zamanda tümörle ilişkili makrofajların anti-tümör fenotipinin belirlenmesine ve tümör mikroçevresinde bulunan T hücrelerinin aktivasyonuna yardımcı olduğu gösterilmiştir. Ayrıca İmmun kontrol noktası inhibitörlerine yanıtı artırmak için HDAC inhibisyonun, PD-L1 ekspresyonunu artırdığı, HDAC inhibitörleriyle birlikte anti-PD-L1 kombinasyonunun tek başına gösterdikleri etkilere göre daha fazla tümör redüksiyonu ve tümör taşıyan farelerin sağkalım süresini önemli ölçüde arttırdığı bildirilmiştir. Ancak, Droxinostat’ın immunomodülatör etkilerinin araştırıldığı bir çalışmaya rastlanılmamıştır. </p><p>TNBC tedavisinde taksan grubu kemoterapötik ajan Nab-paklitaksel ile IC inhibitörü Atezolizumab kombine tedavisi uygulanmakla birlikte Droxinostat’ın bu moleküllerle etkileşimlerini inceleyen çalışma da bulunmamaktadır.</p><p>Bu nedenle, HDAC 3,6 ve 8 inhibitörü Droxinostat’ın meme kanseri tedavisi için etkili bir ajan olabileceği, kemoterapötik ve immunoterapötik direncin ayrıca diğer bilinmeyen mekanizmaların aydınlatılıp terapötik yanıtın geri kazandırılarak yeni hedef tedavilerin ortaya çıkmasına yardımcı olabileceği düşünülmektedir. </p><p>Bu bağlamda tasarlanan tez çalışmasında; <em>in vitro</em> ortamda, HDAC inhibitörü Droxinostat’ın hem tek başına hem de immun kontrol noktası inhibitörü Atezolizumab ve kemoterapötik ajan nab-paklitaksel ile ikili ve üçlü kombinasyonlarının meme kanseri hücreleri üzerindeki etkisi, ilaç uygulaması yapılmamış kanser hücrelerinden elde edilecek bulguların kıyaslanmasıyla belirlenecektir. Bu amaçla hücre canlılığı, proliferasyon ve sitotoksisite analizleriyle, bu ajanların mono ve kombine kullanımının kanser hücreleri üzerindeki olası sinerjik/additif/antagonist etkisi belirlenecek, apoptotik durum ve hücre döngüsü tutulması analizleri gerçekleştirilecek, karsinogenetik süreçte yer alan hedef genlerden oluşturduğumuz orijinal plak ile bu genlerin mRNA transkript seviyesindeki ekspresyonel değişimleri belirlenecektir. Böylelikle, üçlü negatif agresif meme kanserinin konvansiyonel tedavisine destek olabilecek yeni ajanların ve bu ajanların kombine kullanım etkinliklerinin belirlenmesi sonrasında kanser hücre proliferasyonunun engellenmesi, konvansiyonel kemoterapötik ve adjuvan immunoterapi ilaçlarına yanıt hassasiyetinin arttırılması, meme kanseri hücrelerinin apoptozunun indüklenerek erken evre hücre tutulmasının sağlanması gerçekleştirildiği taktirde; bu biyolojk yanıtların moleküler mekanizmasında yer alan hedef genlerin ekspresyonel değişimlerinin saptanmasıyla, süreç üzerindeki etkileri belirlenmiş olacaktır. Bu sayede <em>in vitro</em> ortamda yeni kombine tedavi stratejisi geliştirilmesine bağlı olarak literatüre katkı sağlanmış olacak ve <em>in vivo</em> hayvan deneyi çalışmalarının önü açılmış olacaktır. Tasarladığımız projenin 24 ay içerisinde tamamlanması planlanmaktadır.</p>