Authority, Silence, and Symbolic Violence: A Sociological and Sociolinguistic Analysis of The White Ribbon
Makaleler > Tam Makale · 2025
Yazarlar: Özlem ÖRDEM
International Journal of Language Academy, Uluslararası, 2025, cilt 13/4, ss 70-81
DOI: 10.29228/ijla.87335
Özet
Bu çalışma, Michael Haneke’nin Beyaz Bant (2009) filmini iletişim sosyolojisi ve sosyodilbilim bağlamında incelemektedir. Araştırmanın amacı, filmdeki iletişim biçimlerini çözümleyerek, otorite, iktidar ve sembolik şiddet ilişkilerinin nasıl kurulduğunu ortaya koymaktır. Niteliksel film analizi yöntemi kullanılmış; sahneler sözlü iletişim, simgesel göstergeler, sessizlik, dedikodu ve disiplin pratikleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Habermas’ın kamusal alan ve iletişimsel eylem kuramı, Bourdieu’nün sembolik şiddet ve habitus kavramları, Foucault’nun disipliner iktidar yaklaşımı ve Goffman’ın damgalama kuramı temel kuramsal çerçeveyi oluşturmuştur. Elde edilen bulgular, köydeki iletişim biçimlerinin eşitlikçi değil, hiyerarşik ve otoriter yapıda kurulduğunu göstermektedir. Rahibin vaazları ve öğretmenin emirleri, sözlü iletişimin norm dayatıcı işlevini ortaya koyarken; beyaz bant, masumiyet simgesi görünümünde damgalama aracına dönüşmektedir. Sessizlik, tabu konuların bastırılmasında güçlü bir iletişim biçimi olarak öne çıkmakta; dedikodu ve söylenti ise modern medya araçlarının yokluğunda bilgi akışını belirlemektedir. Disiplin ve bedensel cezalandırma, Foucault’nun disipliner iktidar anlayışına uygun biçimde bedenin bir denetim nesnesi olarak araçsallaştırıldığını göstermektedir. Beyaz Bant, yalnızca bir dönem filmi değil, aynı zamanda toplumsal iletişim biçimlerinin iktidar ilişkileriyle nasıl iç içe geçtiğini gösteren güçlü bir sosyolojik metafor işlevi görmektedir. Ayrıca film, dil, sessizlik ve sembollerin toplumsal düzenin inşasında oynadığı merkezi rolü açığa çıkararak sosyodilbilimsel açıdan da önemli bir inceleme alanı sunmaktadır. Günümüz toplumlarında sosyal medya, dijital damgalama, dezenformasyon ve sessizlik kültürü üzerinden benzer iletişim biçimlerinin yeniden üretildiği görülmekte; bu da çalışmanın güncel toplumsal bağlamlarla ilişkisini güçlendirmektedir.